Şu ders başlarında yazılarından dolayı ismi okunanlara hayran oluyorum hatta kıskanıyorum:). ya hocam bi kere de benim ismimi söyle, bakın arkadaşlar aramızda bir cevher varmıs, farkedemedik de, şimdi onu size takdim ediyorum de ve beni kürsüye davet et…saka bi tarafa hocamızın her dersin basında birilerinden ve onların yazılarından bahsetmesinden aşırı memnunum.hem eğlenceli oluyor hem de bilgilendirici. ne yalan söyleyim cok az blog yazısını okuyorum. ama dersin basında ismi gecenleri okuyorum ve iyi de oluyor.( hocam siz bu methoda azimle, doludizgin devam edin.varsın benim ismimi ders başında söylemeyin. ben ramazan gibi darılıp, gücenmem(!) ) ve bu sistemi biraz değistirip kendi derslerimde özellikle ilk yıllarda kullanmayı istiyorum..
oyuna olan (yanlış anlamadıysam) güvenç den bahsettik. acep güvenç ne ola. yenilir mi yoksa güveç mi demek istedi hocamız. ben o sözcügü güven olarak assume ettim.(bu arada nasıl: boğaziçi tarzancası yaptım) oyuna olan güven yani. kısaca siz oyuna güvenmiyorsanız o oyundan ne siz nede baskaları keyif almayacaktır. eger bunun contrapositive(p ise q nun contrapositive i -q ise – p dir) ni alırsak eger bir oyundan keyif alınıyorsa demek oluyorki siz o oyuna güveniyorsunuzdur..benim mantığıma da acıkcası bu uyuyor. yani oyun hakknda cok güvensiz birine siz en ala oyunuda oynatsanız zevk almayacaktır o kişi.
4gen oyununda: konusabiliyor olmak bence cok da bişey katmadı.düsünsenize su hep denir.insanlar konusa konusa anlasır.ama anlasamadık ve bir türlü geometrik bi şekil yapamadık.demek ki orada baska seyler cok daha önemli. mesela insanların hepbirlikte birsey ortaya cıkarma da ki arzusu ve azimi. yani orada bir kac kişinin isteksizliği herseyi berbat edebilir. insanların birşeyleri birlikte yapabiliyor olması gercekten önemli. ve biz bu beceriyi bence yeterince kazanamışız. hani boğaziçi bircok farklı kültürün sentezi idi. hani farklı insanlar biraraya gelip cok güzel işler basarabiliyorlardı….
bu arada birlikte birseyler yapmak denince su egilim dikkatimi cekti. her zaman o calısmayı yonetmek yani liderlik etmek en önemli iş olmayabilir.yani marifet degil orda cıkıp gözü kapalı ipi dolasmak. iş eger orda bitseydi biz o sekilleri coktan yapmıs olurduk..orada aynı işi birkac kişi yapmaya calıstı ve sonuc fos. ama su olsaydı.birisi yada ben cıkıp Arkadaslar ben yada içimizden bir arkadas bu işi yönetsin nedersiniz veya baska bir fikri olan varsa paylassın dese sonuca cok daha cabuk varabilirdik. yani demokrasi ve insanlara ve düsüncelerine deger verme.ve bunu da fiiliyatımızla gösterme. bu olgu bence eğitide son derece önemli. ve blog yazmamızında en önemli sebeblerinden biri.(hocam insallah yanılmıyorumdur:umarım blog yazıları hakkında hain planlarınız yoktur)
yarısma kültürü konusana gelecek olursak bence derste bahsedilenlerin yanında yarısmanın ve rekabetin getirileri de var. bunları göz ardı edemeyiz. ama önemli olan doğru bir sekilde kullanabilmek.bunu basarabilsek işlerimiz bazen cok kolaylasıyor. türkçede amiyane “gaza gelmek, getirmek” gibi yani.insan cok seyleri rekabet ve yarısma ortamında basarabiliyor. sorarım size rekabet ve yarısma olmasa kim 100 metreyi 10 saniyede kosar. kim bilmem kac metre atlar.ne yani atladı ne oldu demeyin lütfen. bunlar sadece örnek. faydalı örnekler cok rahat bulunabilir ve sizin hayatınızda da olmustur.