Archive for March, 2007

bir türlü meşhur olamadık ya neyse…………

March 30, 2007

Şu ders başlarında yazılarından dolayı ismi okunanlara hayran oluyorum hatta kıskanıyorum:).  ya hocam bi kere de benim ismimi söyle, bakın arkadaşlar aramızda bir cevher varmıs, farkedemedik de, şimdi onu size takdim ediyorum de ve beni kürsüye davet et…saka bi tarafa  hocamızın her dersin basında birilerinden ve onların yazılarından bahsetmesinden aşırı memnunum.hem eğlenceli oluyor hem de bilgilendirici. ne yalan söyleyim cok az blog yazısını okuyorum. ama dersin basında ismi gecenleri okuyorum ve iyi de oluyor.( hocam siz bu methoda azimle, doludizgin devam edin.varsın benim ismimi ders başında söylemeyin. ben ramazan gibi darılıp, gücenmem(!) )  ve bu sistemi biraz değistirip kendi derslerimde özellikle ilk yıllarda kullanmayı istiyorum..

oyuna olan (yanlış anlamadıysam) güvenç den bahsettik. acep güvenç ne ola. yenilir mi yoksa güveç mi demek istedi hocamız. ben o sözcügü güven olarak assume ettim.(bu arada nasıl: boğaziçi tarzancası yaptım) oyuna olan güven yani. kısaca siz oyuna güvenmiyorsanız o oyundan ne siz nede baskaları keyif almayacaktır. eger bunun contrapositive(p ise q nun contrapositive i -q ise – p dir) ni alırsak eger bir oyundan keyif alınıyorsa demek oluyorki siz o oyuna güveniyorsunuzdur..benim mantığıma da acıkcası bu uyuyor. yani oyun hakknda cok güvensiz birine siz en ala oyunuda oynatsanız zevk almayacaktır o kişi.

4gen oyununda: konusabiliyor olmak bence cok da bişey katmadı.düsünsenize su hep denir.insanlar konusa konusa anlasır.ama anlasamadık ve bir türlü geometrik bi şekil yapamadık.demek ki orada baska seyler cok daha önemli. mesela insanların hepbirlikte birsey ortaya cıkarma da ki arzusu ve azimi. yani orada bir kac kişinin isteksizliği herseyi berbat edebilir. insanların birşeyleri birlikte yapabiliyor olması gercekten önemli. ve biz bu beceriyi bence yeterince kazanamışız. hani boğaziçi bircok farklı kültürün sentezi idi. hani farklı insanlar biraraya gelip cok güzel işler basarabiliyorlardı….

bu arada birlikte birseyler yapmak denince su egilim dikkatimi cekti. her zaman o calısmayı yonetmek yani liderlik etmek en önemli iş olmayabilir.yani marifet degil orda cıkıp gözü kapalı ipi dolasmak. iş eger orda bitseydi biz o sekilleri coktan yapmıs olurduk..orada aynı işi birkac kişi yapmaya calıstı ve sonuc fos. ama su olsaydı.birisi yada ben cıkıp Arkadaslar ben yada içimizden bir arkadas bu işi yönetsin nedersiniz veya baska bir fikri olan varsa paylassın dese sonuca cok daha cabuk varabilirdik. yani demokrasi ve insanlara ve düsüncelerine deger verme.ve bunu da fiiliyatımızla gösterme. bu olgu bence eğitide son derece önemli. ve blog yazmamızında en önemli sebeblerinden biri.(hocam insallah yanılmıyorumdur:umarım blog yazıları hakkında hain planlarınız yoktur)   

yarısma kültürü konusana gelecek olursak bence  derste bahsedilenlerin yanında yarısmanın ve rekabetin getirileri de var. bunları göz ardı edemeyiz. ama önemli olan doğru bir sekilde kullanabilmek.bunu basarabilsek işlerimiz bazen cok kolaylasıyor. türkçede amiyane “gaza gelmek, getirmek” gibi yani.insan cok seyleri rekabet ve yarısma ortamında basarabiliyor. sorarım size rekabet ve yarısma olmasa kim 100 metreyi 10 saniyede kosar. kim bilmem kac metre atlar.ne yani atladı ne oldu demeyin lütfen. bunlar sadece örnek. faydalı örnekler cok rahat bulunabilir ve sizin hayatınızda da olmustur.

içindeki sen

March 29, 2007

gecen haftaki dersten ve uygulamalardan kendime göre önemli çıkarımlarım oldu. gerçi yaptığımız şeyler üzerine pek konuşma fırsatı bulamadık. fakat orada 3 versiyon seklinde yaptığımız aktivite insanın kendini ifade etmesi acısından önemli idi. yani biz oyunda farketmeden ( bazen saklamaya calışsakta) kendimizi ifade ediyoruz ve ilginç olanda şudur ki kendimizi ne kadar özgür ve içtenlikle ifade edersek kalite ve keyif de o kadar artıyor. ve hatta baskalarınınn keyfini de.bunu zaten sınıfın etrafına dizildiğimiz zaman ki kısımda görebiliriz.(yani su cılgınca saclarını sallayayan arkadas.)bize yaptığımız hareketlerin bir anlamı olması gerktiğini falan söylemedi. buna rağmen arkadasla cok anlasılır seyler yaptılar. cok karmasık hatta hiç anlaşılmyacak hareketlerde yapabilirlerdi. ama bu olmadı.demek ki biz her zaman  yanlıs anlasılmaktan cekiniyoruz. küçücük bir oyunda bile. kızmayın ama büyük bir laf edecegim.insan her zaman baskaları tarafından yanlıs anlasılmayacak seyler istiyor. yani bir nevi rol yapıyor………

4.hafta

March 21, 2007

ay ne de cabuk gecti bir ay falan demeyecegim.zaten hafta da bir gün birkac saat vaktimiz oluyor bu ders için. ama oyun ve uygulamalar hakkındaki düşüncelerim artıyor. artık psikopat gibi düsünmedeyim. yaw gercekten de oyun eğitimde kullanılabilirmi. yada kullanılması gerekir mi? inanç hoca ya sorsam “tabi, kesinlikle, olmazsa olmaz. hatta ben oyun oynayacam derken 12 yıl gecmiş boğaziçinde farkadamedim. tam okuldan atılacakken hocalar insafa geldi de “hadi hadi neyse sana bi diploma verelim. ama bak bi daha boğaziçine  gelirsen, bi daha heryerde oyun oynarsan….

işin esprisi bi tarafa farketmemiz yada öyle düsündüğüm bi nokta var.her oyun bence herkesle yani her yaş gurubuyla aynı şekilde tıpatıp oynanmaz. oynanamaz. ne yani ben simdi staja gittiğim lisede cocukların hepsini ayaga kaldırıp hadi ebelemece oynayacağız mı diyeceğim. yada lise sonda, sınava 3 ay kala öğrenciye “hadi iki deli daha bul size ortak özellik oyunu oynatıp kümeleri anlatacağım.” mı diyeceğim.

kısaca demem o ki oyunların dizaynını cok degistirmemiz gerekecek. belki siz bunu biliyordunuz ama ben yeni farkettim.

bu arada kümelerde kullanılabilecek oyun gercekten degerli idi. ve o konuyu yeni öğrenecek birisi için çok kestirme bir yol. yani sadece oyun için oyun degil. farkettirmeden konuyu ve ana düşünceyide verebilmek esas. dolayısıyla  oyunların seklindeki ufak bir değisiklik cok şey kazandırabilir.

kağıtlardan maket yapıp sonrada onlar hakkında birseyler (hatta tüm guruplar öykü ) yazıldı. peki sizce bunun nedeni nedir? hocamız sadece ve sadece öykü yazın demedi. ama ne yazacağız diye sorduğumuzda  o sihirli kelime “öykü” de bir anda ağzından çıktı ve guruplar canavarcasına öykü yazmaya basladı. bence bu bizim o dersteki temel sorunlarımızdan  birisi idi. bu anlatmak istediğim olayı bir üniversitedeki bir hocadan da şikayet olarak duymuştum. o hoca genelde hiç alakalı olarak gözükmeyen konularda mesela integrali anlattıktan sonra öğrencilerden bir ödev istiyor. tıpkı bizim hocanın bizden birsey yazmamızı istemesi gibi. haliyle öğrencilerde hemen hocaya “hocam ne yapabiliriz, nasıl bişeyler olsun diyor. hoca sadece birkac örnek veriyor ve sonuc tüm öğrenciler aynı seyleri hocanın sırf örnek olsun diye verdiği şeyleri getiriyorlar. yani istemeden kısıtlıyoruz ve kısıtlanıyoruz… bence buna dikkat etmemiz lazım…………………………

3.hafta ve 5.araba vakaları

March 9, 2007

bazen bir şeyleri anlatırken sondan başlamak daha anlamlı olabiliyor. yani şu bahçedeyken karşılaştığımız olaydan bahsetmek istiyorum. sorun cok komik ve aynı zamanda çok can sıkıcı birşeydi ama hocamız çok da öyle gözükmedi. bir sürü veryansın edebilir bunlar böyle bunlar şöyle diyebilirdi ama olayı kapatmayı denedi. yanılıyor olabilirim ama bence hocamız cok sinirlendi ama bunu yansıtmamaya calıştı. dersin biraz erken bitmesinin sebebi de belki budur. biz öğretmenler olarak da izleyeceğimişz yol bu olabilir.Biliyoruz ki çok can sıkıcı durumlarla karşılaşacağız.Bırakın bunları belkide özel hayatımızda sorunlarımız olacak. inşallah olmaz ama olduğunda bilmemiz gereken tüm baskıyı ve duyguyu öğrencilere vermenin bizim hakkımız olmadığı.bu konuda söyleceklerim bu kadar.

dersin başında mesleklerin özünün-esas özelliklerinin ne olduğuna dair anlamlı çaba gerçekten değerli idi. Tıpkı gecen hafta fonksiyonun özelliklerine dair yaptığımız tartışma gibi. bu dönem aldığım derslerden midir bilmiyorum ama işin özüne inmek yada inmek için çalışmak bana çok anlamlı geliyor. Diğer türlü sanki bir meyvenin içine bakmaktansa kabuğuyla uğraşmak gibi oluyor. verdiğim metafor anlaşıldı mı bilemiyorum; “neden” sorusuna cevap bulmak daha faydalı ve ilginç sanki.

“Hop-hey” oyunu yada aktivitesi her ne ise benim aklımda birçok soru uyandırdı. mesela neden herkes(bende dahil) bu işi en hızlı şekilde yapmaya çabalıyoruz? Veya bir şeyi hızlıca bitirmek, iletmek, yapmak bize ne kazandırıyor? Bunu sağlayan nedir? Veya bu rekabet midir?…….

“İp-üçgen” den bahsetmek benim açımdan zor gözüküyor. galiba yarım kaldığı içindir pek yorum yapamıyorum.

kalın sağlıcakla

2.hafta

March 6, 2007

İkinci hafta galiba dersin anlamı ve fonksiyonu daha anlaşılır hale geldi. hani bazı dersler vardır ya ne olup bittiğini sonradan anlarsınız.işte 487 den bence bu türden bir ders.oyunlar yine ağırlıkta idi.deneyim nedir isimli faaliyet (belki kimileri bunu oyun katagorisinede alabilir) yine öğrenen merekezli idi.fakat bence o faaliyette yönerge tam belli değildi. insanlar ne yapacağını tamda bilemeden hareket etti.Aslında ufak bir manipilasyonla çok daha öğretici olabilirdibu arada oyunlardan sonraki yorumlar daha ağırlıkta oldu yine.Ben kimi zamanlar yeterince sıkıldığımı hissettim. Aslında oyunlardan sonra biraz fazla konuşuyoruz bence. sanki belli bir vakit sonra aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyoruz gibi.